Işığı Gördüm – Ölüm Ötesi Deneyimler

Menu

pastel186

İsminiz (isteğe bağlı): Emine Elgün

E-mail veya Telefon numaranız (isteğe bağlı): emineelgunn@gmail.com

Deneyim tarihiniz: Temmuz- 1996

Deneyimi yaşadığınız zamanki yaşınız: 37

Deneyimin yaşandığı şehir: İstanbul

Mesleğiniz: Öğretmen- Yazar

Deneyimi tetikleyen duygusal ve/veya fiziksel nedenleri yazınız.

Çocukluğumdan,  ışığı gördüğüm 37  yaşıma kadar korkuyu çok yoğun yaşadım. Babamla başlayan korkularım, elinden sopası eksik olmayan ilkokul öğretmenimle ve sonra yatılı öğretmen okulu müdürüyle, en son olarak da eşimle devam etti.

Eşimden ayrılmak istiyor, ama asacak, kesecek korkusuyla bunu ona söylemeye cesaret edemiyordum. Beynim bana emekli olmayı beklemekten başka çarem olmadığını söylüyordu. Böylece sancılar içinde 15 yıl geçti. En güzel yıllarım heba olup gitmişti. Gencecik yaşımda , hayatımın ve mesleğimin baharındayken emekli olmayı düşünmek  yapıma hiç uygun değildi. Çünkü mesleğimi aşk derecesinde seviyordum. Lakin bir yandan da yürütemiyordum artık.  Yapamıyordum. Baş dönmelerim sıklaşmıştı. Yolda yürürken zorlanıyordum. Sınıfta bayılmaya başlamıştım.  Radikal bir krizle karşı karşıyaydım. İki seçeneğim vardı bu durumda. Doğada yaşayan diğer canlı türleri gibi, ya yok olup gidecektim; ya da sınırlarımın üzerine çıkıp sıçrama yaşayacaktım. Ölmekten korkmuyordum. Yaradana tam teslimdim. O benim için benim hayrıma olmayacak bir şeyi yaratmazdı. Bundan emindim. Beni çok sevdiğinden emindim. Yaşadığım kabuslu gecelerde göğsüme yayılan kocaman huzur dalgasının O olduğunu biliyordum. Bana ‘KORKMA!.  Diyordu. ‘BEN BURADAYIM.’ Sesini duyuyordum. Lakin korkuyordum .Hem de çok korkuyordum.  15 yıl boyunca her gece ‘Allah’ım beni yanına al. ‘ diye dua ederek uyudum. Sabahları yaşadığımı görünce hayal kırıklığı yaşıyordum.

İstemediğim halde emeklilik dilekçemi verdim ve yaz tatiline girdik. Eşimden kurtulma düşüncesinin verdiği rahatlık, öğrencilerimden, sevdiğim şehirden, evimden ayrılacak olmanın getirdiği hüznü ve acıyı bir nebze olsun hafifletmişti. Lakin korkularım olanca şiddetiyle devam ediyordu. Eşime hissettirmeden bu şehri nasıl terk edecektim?

O sırada bir arkadaşım bana bir kitap tavsiye etti. Kitabın adı: ‘Üzüntüyü Bırak, Yaşamaya Bak..’  Kitabı almak üzere kitapçıya gittim. Orada çalışan bir kız, ‘Size öyle bir kitap vereceğim ki, hayatınız değişecek. ‘dedi. Şaşkınlıkla baktım kızın yüzüne. ‘Bu kız, hayatımı değiştirmek istediğimi nereden biliyor? ‘ dedim içimden.

Rabbim dilerse,  dilediğine veriyor. Ya bir kitap, ya bir insan , ya da başka bir şey göndererek hayatları kurtarıyor.

Teşekkür edip kitabı aldım ve eve gelip vakit kaybetmeden  okumaya başladım. Kitabın sonlarına doğru okuduğum üç cümle, oturduğum yerden zıplamamı, çığlıklar atmamı sağladı. İşte bu!..İşte bu!..diye haykırıyordum. Sanki yeni bir şey keşfetmiş gibiydim. İnsanlık adına yeni bir buluş…Suyun kaldırma kuvvetini bulan Arşimet’in Buldum!..Buldum!..deyip bağırarak banyodan fırlaması gibi..O andan  sonra hiçbir şey aynı olmadı hayatımda. Okuduğum o üç cümleyle tüm korkularım bir anda bir sn. gibi kısa bir zamanda bitti. Cümleler aynen şöyleydi:

“Tanrı bize korkunun değil, güç, sevgi ve sağlam bir aklın ruhunu verdi. Korktuğunuz biri mi var? Tanrı bizimleyse kim bize karşı olabilir?”   %100 Düşünce Gücü sf: 181, Jack Ensıgn Addıngton

Lütfen yaşadığınız deneyimi başlangıcından ve sonuna kadar olabilecek en içten ve detaylı şekilde aktarınız:

Yaşadığım deneyim RUHSAL olduğundan anlatması çok güç. Çünkü anlattığımda bu zihinsel olacaktır. Ancak okuyanlara katkı olması sebebiyle o anda algıladıklarımı anlatmak istiyorum.

O üç cümlenin bitiminde neler olduğunu ,nereye gittiğimi bilmiyorum. Daha sonra aynı şeylerin  deneyimlendiği kitaplar okumuştum. Yaşadığım, ASTRAL SEYAHATTİ. Bedenimden ayrılma durumuydu. Zihin ötesiydi. Bu deneyimi salt ruhumla yaşadığımı biliyorum.

Kocaman bir yuvarlak var. Orası evren..Evrendeki her şey orada. Tüm yaratılanlar, insanlar, bitkiler, ağaçlar, hayvanlar ,hatta cansızlar bile..Hepimiz Yaratıcımızın etrafındayız. Evreni yaratan Yaratıcımızın.. Dolayısıyla O’nun evreni kaplaması gerekir. Ama O da orada. Evrenin içinde. Diğer her şeyle beraber.

Saf ve koşulsuz sevgi ile sarılmıştım. Bunu anlatmam için kelimeler aciz kalır. Bu, bu dünyada yaşanması mümkün olmayan bir sevgiydi. Sevgiyle birlikte derin bir şefkatti algıladığım. Tüm duyguların, düşüncelerin ötesinde bir şeydi. Ait olduğum yerdi. Evimdi. Gerçek evim..Oraya gitmek için çaba göstermeme gerek yoktu. Zaten benimdi o. Korkularımdan, acılarımdan, sancılarımdan sonra ulaştığım yerdi. Sonsuz bir güven algıladım.

Bu zihin ötesi  bir şeydi. Organlarımın yapabileceğinin daha fazlasıydı. Algının boyut değiştirmiş haliydi. Herşey benim içimdeydi. Ve ben diğer her şeyin içindeydim. Daha önce hissetmediğim şekilde özgürdüm. Canlıydım. Fizik bedenimle algılayamadığım şeyleri algılamaya başlamıştım. Gerçekten var olduğum deneyimdi bu.

Rüyadan uyanıştı. Hakikatte , hakikatle birlikte var olmaktı. Safliktı.

Algıladığım şey, var olmanın coşkusuydu.

Yargı yoktu, hüküm yoktu.

Hepimizin BİR olduğumuzu algıladım. Bizler Yaratıcımızla birlikte BİR’dik ve BÜTÜN’dük.

Birbirimizden farkımız yoktu. Orada hepimiz eşittik. Aynı sevgiyle sarmalanmıştık.

Yaradanın kendimden farkı olmadığını algıladım.

Orada üstünlük yoktu.

Diğer her şey, benim devamım gibiydi. Benden farklı değildi.

Herşey OL’ma halindeydi. Yalnızca VAR OLMA..Var olmak için çaba gerekmiyordu. Yalnızca vardık ve oradaydık.

Orada saf ve koşulsuz sevgi vardı. Varlıkların sorunları, acıları, yargıları yoktu.

Hepimiz saf sevgiyiz. Bütünden geliyorsak ve ona dönüyorsak başka türlü olabilir miyiz? Bunu anlamak demek,  asla korkmamak demekti. Çünkü korku yoktu. Sevgi olmakla gerçek BEN olmak aynı şeydi. Biz saf sevgiyiz. Bu dünyaya bunu öğrenmeye, bunu bilmeye geldik. Bilmemiz gereken tek gerçek bu…Diğer bilimler bu gerçeğin ışığında var olup, vücut bulabilir ancak.

Hayatı korkusuzca yaşayabilmenin tek yolu kim olduğun gerçeğini bilmekte yatıyor.

Biz Sevgiyiz. Ruhumuz SEVGİ..Her birimiz SEVGİ nin şefkatli kollarındayız. BİR’iz. BÜTÜN’üz.

Sonsuza kadar orada kalmak isterdim. Lakin geri döndüm. Bu benim seçimimdi aslında. Bunun farkına sonradan varmıştım. Dönmemin nedeni, bu dünyada yaşamak isteyip de yaşayamadığım ve yarım kalan şeylerdi bana göre : Bunlardan birisi, aşk derecesinde sevdiğim öğretmenlik mesleğimdi. Diğeri de yıllarca hayalini kurduğum aşk..

Bunlar benim nedenlerimdi. Sanırım hayatın da dönmemle ilgili nedenleri vardı. İnsanlara ‘Uyanın. Siz KORKU değil, SEVGİSİNİZ.’ dememi  istiyordu hayat. Bunun, benim misyonum olduğunu anladım. Döndükten 4 yıl sonra aynı adla kendi hayatımı anlattığım kitabımı yazdım. Bu kitabımla insanlığa ve özellikle korku toplumu olduğumuzu düşündüğüm ülkemin insanlarına ışık olmak istedim.

Deneyim sırasında kendiniz hakkında önemli bir mesaj aldınız mı?

Evet. Aldığım en önemli ve hayati mesaj, KORKU nun gerçekte olmadığıydi. O bizim zihnimizin yarattığı bir illüzyondu sadece.

Deneyim sırasında Dünya hakkında önemli bir mesaj aldınız mı?

Dünya için de aynı mesajı aldığımı söyleyebilirim: ‘ KORKU YOKTUR!..’ Bugün dünyada yaşanan ve bize KORKU olarak görünen her şey, (savaşlar, acılar, sancılar…) yalnızca zihnin yaratımı.. Gerçekte kim olduğunu bilmeyen , dünyayı ele geçirmeye çalışan bir avuç kapitalistin,  kendi zihinsel yaratımlarının diğer insanlar üzerindeki etkisinin adı.

Bu deneyimi yaşamamış olanlara iletmek isteyeceğiniz önemli bir mesaj, duygu aktarımı veya öneri var mı? 

Evet, tabii..KORKU YOKTUR!. Biz SEVGİYİZ. Ruhumuz saf sevgiden yapıldı. Yeryüzündeki canlı, cansız her şey saf sevgi..Biz Yaratıcımızla bütünüz. O’nun ruhunu taşıyoruz. O’ nunla Biriz. Kimsenin kimseye karşı bir üstünlüğü yok. Hepimiz eşitiz.

Dünyanın herhangi bir yerindeki bir rahatsızlıktan etkilenmemizin nedeni, BİR olmamız. Aynı ruhu taşıyor olmamız. Bir arkadaşımız için düşündüğümüz şeyin aynen bize geri dönmesi, onunla gerçekte BİR olduğumuz için. Ektiğimizi biçmemizin nedeni bu..Lakin bilmekle idrak etmek farklı şeyler. Işığı görmekle görmemek arasındaki fark gibi..

Yaşadığım deneyimi yaşamanız için benim gibi dibe vurmanız gerekmiyor. Bu dünyaya gelme nedenimiz, Yaratıcımızla ve tüm evrenle BİR ve BÜTÜN olduğumuzu bilmek. Bunu çalışan aklın da idrak edeceğine inanıyorum. Lakin, bunu idrak etmek için Yaradan’a tam teslimiyet  şart. Bunu kendimden biliyorum. Kölelik zihniyetiyle bu mümkün olamaz.

Hayırda ve şerde yalnızca Allah’a teslimiyet  şart. Dünyanın kurtuluşu  buna bağlı. Kapitalizmin yarattığı kölelik bittiğinde,  insanlar kendini bildiğinde, yalnızca HAYATA güvendiğinde mutlu bir dünya yaratabiliriz.

Tam teslim olduğumdandır ki, Aydınlanmayı yaşadım. Yani ışığı görmeden önceki ön hazırlığımdı bu…Diğer bir deyişle ruhum buna hazırdı. Bunu önceki hayatımdan getirdiğime inanıyorum.

“Allah dilediğine verir” ayeti burada benim için geçerli oluyor. Lakin bana torpil yapılmış değil. Ben ruhen hazırdım buna.

Size örnek verecek olursam, ışığı görmezden evvel de , yaratılan her şeye son derece merhametle yaklaşan biriydim. Bir çiçeği dalından koparamazdım. Canının acıyacağını düşünürdüm.  Birinin acısını taa yüreğimde hissederdim. TV ‘de şiddet, taciz sahnelerine bakamaz, öbür kanala geçerdim. Gazetelerin 3. Sayfalarını okuyamazdım. İçim acıyla dolardı. O insanlar, özellikle tacize uğramış, öldürülmüş kadınlar için içim kan ağlardı. Şu ana kadar onlar için bir şey yapamadım. İstedim de yapamadım aslında .Olmadı. Kitap yazdım. Kitabın geliriyle sığınma evi yaptırmayı düşündüm. Lakin istediğim geliri elde edemedim. Şu anda o kitap biraz değiştirilmiş haliyle yeniden ve bir editör eşliğinde yazıldı. İyi bir yayınevi ve senarist bulmaya çalışıyorum. Film olması için.  İstediğim, şiddet gören, tacize uğrayan ve hayatını kaybeden kadınlar için öncü olmak…

Ben, Atatürk Türkiye’sinin öğretmeni olduğum halde, bundan nasibini almış biriyim.  Beni hayata döndüren, yeniden doğmamı sağlayan  ve sıfırdan başlatan şey, ışığı görmem oldu.

Bunun hem avantajı hem de dezavantajı var. Ben ikisini de yaşıyorum. Avantajı şu: İnsanların görünmeyen diğer yüzlerini gördüğüm için başıma bir şey gelmeden kendimi koruyabiliyorum. O an hissetmesem de sonradan mutlaka rüyamda görüyorum. Algılarım açık olduğundan hayatı mantığımla değil, sezgi gücümle algılıyorum. Alacağım kararlarda da bu etkili oluyor. Dezavantajı da şu: İnsanların diğer yüzleri canımı acıtıyor. Dost olmak isterken vazgeçip içime dönüyorum. Kabuğuma çekiliyorum.

Arkadaşlarım gibi  gündelik hayatın getirdiklerini somut bir şekilde yaşamakta zorlanıyorum. Yüzeysel ve günlük meselelere  odaklanmak yerine, önemli düşüncelerin ve gördüğüm şeylerin muhakemesinin peşinden gidiyorum. Hayat benim için ancak o zaman anlam kazanıyor. Açıkçası hayatın sıradanlığına  uyum sağlamakta zorlanıyorum.

Ben ışığı gördüm. Tüm kadınlara da ışık olmak istiyorum. Lakin yapmak istediklerimde yalnız kaldım. Atatürk, ‘Bir memlekette güzel işler yapmak isteyen, yetenekli kişiler vardır. Lakin onlar tek başlarına hiçbir şey olamazlar.’demiş.

Bu memlekette güzel insanlar olduğuna inanıyorum. Onlarla yollarımın kesişmesi için dua ediyorum. Bunun için neler mümkün?

SEVGİMLE…

Emine Elgün